13 Aralık 2013 Cuma

Reklam yapmak gibi olmasın ama Gap'ten bir pantolon almıştım yazın, böyle hafiften janjan. Gel gör ki işin içine Kadıköy girince her şeyin mi kalitesi düşüyor onu pek düşünemedik. Mübarek sadece yıkadıktan sonraki yarım saat giyilebilir ölçülerde, sonrası genleşme'ye formül olarak verilebilir. (Haa tabi yeni yeni anladım verdiğimiz 4-5 kilonun da etkisi olmuş o ayrı) Diyeceğim o ki, bilseydim Suriyeli mültecilerden hallice takılacağımı, Cuma günü Elazığ maçına o pantolonla gelir miydim. Zaten erken gelen 2 golden sonra dünyanın en büyük angaryalarından birine dönüştü maç. Skoru aldık diyen birer ikişer gidiyor, doğal rüzgar panellerimiz kaybolunca insan bir yerden sonra donma noktasına geliyor. 




Neyse aldık cleen sheet'imizi, Arkadaşın nişanı var cumartesi günü dönmem lazım, sabah eve hırsız girdi, onunla koşturduk bütün gün karakolda telefoncuda, yine sabah bütün feribotlar iptaldi, her ne olduysa 3-4-6-6,5 feribotları aktı gitti, bizim 8 feribotunu 1 saat kala iptal ettiler, Budo'ya koştuk, onu da Webo'nun golünden 10-15 saniye sonra iptal ettiler. Biz de çaresiz tornistan yapıp kaldık İstanbul'da. Daha sonra ameliyatla alınmaya kadar giden kıyafet kombosuyla "Turan Solak" pozları kestik sokaklarda.






Gel git derken nihayet salı günü geldi çattı. Zaten bende senelerdir Juve'yi yeneriz fetişi hasıl olduğundan sıkıntım yok, aksine büyük bir iştah ve heyecan var, dünyanın en kötü filmlerinden birini (-Erkek Tarafı- Aman diyeyim gitmeyin safi zaman kaybı) izleyip de koyulduk stad yollarına. Hava böyle kurudan hallice bir soğuk ama hiç birazdan Nuh Afeti oluşacak gibi de değil hani. Geçtik oturduk 100 numaralı adam koltuğumuza bir heves. 




Daha önceki CL maçlarında görmediğim bir sakinlik var zaten tribünlerde, hafiften kıllanıyorum, neyseki kuzeyciler kareografi aşklarını bu kez bırakmışlar, çok şükür lan diyorum darısı la la lay lay saldır galaaAaAaatasaray safsatasınadır belki. 






Mancini mükemmele yakın kadro seçmiş, geldiğinden beri olur mu acaba diye düşünüp durduğum 3'lüyü yapıştırmış şikecilere karşı. Altın Portakal falan da var tamam diyorum. İlk 30 dakikalık bölümde top bizde, sakince oynuyoruz ama efektiflik yok, Drogba çok statik, Sneijder tedirgin ve biraz da güçsüz gözüküyor, Burak sadece duvarımsı bir görevde aldığını geri oynuyor. Sağdan Chedjou'nun kaçak bindirme niyetleri oluyor ama nafile, Selçuk ve Melo 10 numara iş yapıyorlar ama orta sahada, Allahtan dönen hiçbir top onlarda kalmıyor, hoş kalsa da hayatı ucuz penaltı atmak olan çingene Vidal'in oyunu bir anda döndürmesi mümkün değil ya. Semih Kaya çok sakin, Gökhan yapacağı konuşmaya bilenmiş, Riera ise 30 dakikanın net yıldızı. İspanya'da gümrük memurluğu sınavlarına hazırlanır vaziyette, bütün toplar ondan çıkış yapıyor. Derken inceden kar başladı, romantik taraftarımız heeey heeey diye şevklenirken lan diyorum sonu boka sarmasa iyi ya neyse dememe kalmadı kar çıldırıyor. Turuncu top istiyor hakem, seyirci bir heeey de orada gönderiyor. Zaten ilginç bir yapısı var, CL müziği çıkıyor kafayı falan yiyorlar  :K Hakem ilginç bir hakem, fırsat kolluyor belli, ve pek tabii ki o fırsatı da ona Eboue'den başkası veremez, rakibe çarpıp kendine yere atan Duvar Ahmet misali düşüyor gene yere hakem düüüt çağırıyor herkesi yanına. Lan tamam hava biraz suyunu çıkardı da, bu hakem hiç mi karlı bir saha görmemiş, vereceklerdi şu maça Rus bir hakem devre arasını da oynatırdı falan geyikleri altında şaka maka kaçıp gidiyor. O an sahaya bakıyorum, 4-5 cılız bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, ama kar yağışı kesmiş vaziyette, lan diyorum 15 dakika bekledik zaten olmadı çıkar 60 dakikayı blok yapar da kotarırız. Saha da hafiften yeşillenmeye de başladı ; 



Ah o da ne, babasını da sevmediğim süt oğlan Portekizli bir baş veriyor aşağıdan, ayağıyla üff bu ne yhaa diyip bir basıyor ucundan çime ve ışık hızıyla geri gidiyor. Ana? Benim bildiğim hakem bir turlar sahaya bakar, topu havaya atar seker mi diye bakar. Oyuncuları çağırır falan filan ama bizimkisi direk içeri topuk. Orda diyorum zaten bu adam yar etmez bu geceyi bize. Skorbord'da Real'in 2.golü de geliyor o ara, esasında diyorum lan sanki iptal olsa fena olmaz, zaten Zeki Müren'e selam olsun 3-4 gündür iptallerle yaşıyoruz. Düşünmeme kalmıyor anons geliyor zaten. Bir yandan da diyorum, bu Juventus ne zaman bize gelecek olsa bir olay çıkıyor, bir türlü normal bir maç yapamadık adamlarla falan. Neyse diyip çıkıyoruz dışarı, bana kalsa o şartlarda iptal olması ağır infial ama hakem belli dini bütün bir kardeşimiz, 15 dakika sonra olacakları istiare etmiş. Dışarı bir çıkıyoruz tufan var ; 




Güç bela attık kendimizi eve, halimiz perişan, derken 14-15-16 üçlemesi dönmeye başlıyor twitter'da falan. Sanırsın halı saha ayarlayacağız. Nedense herkeste bir yumuşama da belirdi zaten, Gökhan Zan'ın gitsek kendini taksimde sallandıracağı UEFA garantilendiğinden midir nedir bilinmez. Öyle böyle derken 15 diyorlar tamam 15 iyidir. O maça şehir dışından gelmişler, şehir içi kodamanları falan düşünülünce stad dolmaz endişeleri var, yırtık bilet muhabbeti başlıyor inceden, ben veriyorum gazı biletinizi yırtın ortadan 2 kişi girersiniz falan diye. Zaten 4-5 gündür salmışım işi gücü, batarsak tam batalım diyip dönmüyorum, sabah oldu kalktık. Yokuşa sürdükleri her zaman gibi yine 13'te kontrol yapacağız deniyor bu kez de. Sanki babam 13'te uygundur dese, İstanbul'dakiler o kar trafiğinde 2 saatte o stada gelebilecekler ya.. Ben gazlıyorum bizim bir arkadaşın kardeşini, gel yahu gireriz illa ki diye. Vuruyoruz tekrardan yola. Yolda belli ağır bir liseli tayfa var maça bir heves gitmeye çalışan, neyse geldik Arena'ya, pek kimseler yok. Lan diyorum, Aslolan Galatasaray'dır edebiyatı bu kez çuvalladı galiba, şurda toplasan 10,000 hadi bilemedin 15,000 kişi anca olur. Ben neyse bir şekilde kardeşimizi tek kombine çift turnike ağlamasıyla sokuyorum içeri. Bir ölür bin geliriz felsefesiyle alıyoruz yerimizi ; 






Ama stad cidden bayağı boş, neyse tribünlerden kafayı zemine bir çevirdim, aman Allahım. Hakan Şükür'ün hala eminim kaleye vurduğu ama nasılsa dışarı falso alıp Arif'in kafayla tamamladığı ve 2-0 aldığımız Fenerbahçe maçındaki Sami Yen zemininden bile kötü. Özellikle de ikinci yarı Juve'nin gideceği taraf direk iptal. Akılları sıra iyi yaptığını düşünüyor bazıları, Juve'yi oynatmayacağız diye ama tam tersine, artık diğer maçın da skorunu bilen ve bu maçta beraberliğin yarayacağı bir İtalyan takımı için bulunmaz bir nimet olmuş saha. Yaslan babam yaslan, gelen hava topunu karşıla. Öyle ya galibiyete ihtiyacı olan ve top oynamak zorunda olan bizleriz. Gel gör ki, şartlar müthiş olumsuzlaşmış. 






Neyse bu arada hafiften stad dolmaya başlıyor, ve işin ilginci gelen insanlar az belki ama harbiden öz gibi. Hiç olmayan maç muhabbetleri hafiften dönüyor, liselilerin ağır bastığı kuzey yükünü iyice çekiyor, o da ne Güney de mi doluyor, yok artık Doğu hafiften karardı falan diye düşünürken, nedense sadece maçın başlayacağı zaman yağmayı akıl eden kar eşliğinde çıkıyor nihayet tayfa sahaya. Benim gözlerim, komando kömürü çeken Rüştü'yü arıyor tam o anda, kimse akıl edip de siyahı vermemiş göz altlarına, lan diyorum :) Sonra bir şekilde başlıyor bizim maç, ilk 15 dakikalık bölümde pek bir nane yok. Biraz Selçuk şişirmeyi akıl ediyor (sonraları bunu tekdüze hale getirip, bakmadan ezber şişirmeleriyle birkaç atağı hiç ediyor ya neyse) Eboue falan ileri zeka Maça Papaz teknikleriyle çamurda top sürmeye çalışıyor falan. Ama pek iyi değiliz, konsantre zayıf, uyanık İtalyanlar da fırsattan istifade kitler miyiz diye bir kaç cılız denemede bulunuyor ama hayat yok, 1 gün duran maça 1 dakika uzatma veren hakem onu da çok görüp kullandırmıyor topu Semih'e ve bitiriyor devreyi. Yalnız öyle böyle derken devre arası falan da imdada yetişiyor, sonraları stadta 37,000 diye anons edilen ama full çakılı merdiven boşluklarının serpiştirilmesiyle rahat 45,000e vuracak seyirci topluluğu ikinci yarıya inançla bağırıyoruz, cidden boğmaya başlıyoruz Juventus'u, oyun olarak yapacak çok bir şeyimiz yok o sahada ama belli top bizde, isteyen bizi, Ünal Başgan arada anonsçuyla duygusalı veriyor, daha da şevkleniyoruz. Tevez'in driblingleri ve geçen zamanla tam umutlar gidiyor mu derken, maçtaki tek pas denemesini Drogba'ya deneyen Umut ile başlayan hücumda, Juve'nin kabusu olan Drogba indirdi söz konusu oluyor, aha Altın Portakal aldı sürdü vur lan demeye kalmadan bir çakıyor köşeye, o an Ercan Taner ile birlikte bütün stad cidden Allahım Gooooooooooooooooool oluyor birbirine giriyor herkes. Böyle bir coşkuyu uzun süredir hiç görmemiştim. Zaten saha çamurlu, maç öğlen, seyirci profili bir değişik, maç buram buram 70ler amatör ruh kokuyor, nihayetin birikimiyle koyveriyoruz gözyaşlarını. Zaten bu çamurlu sahada dakika 85 oldu mu bir gol olunca, durduramıyorum zaar ben kendimi. Yine tribünde olma şansını yakaladığımız Gençler deplasmanı ve Lincoln'ün golü geliyor hemen aklıma, orda yarım kalan gözyaşlarını burada tamamlıyorum. Flashback çok sağlam çakıyor kafamda ; 




Sonrası müthiş bir gerginlik, Juventus'a uydurma bir free kick geliyor, böyle bir buz kesmek yok, yetiştirebilsem Ayet-el Kürsü'ye giricem de yetişmeyecek biliyorum, Kulhu-Elham takılıp oradan da bir Hayyu Kayyum pasajlıyorum, bir yandan da gözüm kabak gibi boş duran Asamoah'ta. Görüyorum, korkuyorum ona pas çıkarır mı diye ama konuşamıyorum  



Bergkamp gibi dönüp bunu mu tutucaz diyesim var yandakilere ama dediğim gibi konuşamıyorum dua etmekten. 



Neyse ki takriben 45 milyonluk bir dua silsilesiyle top barajı bile geçemiyor. Derken Şino tepikliyor sola, Riera Umut derken sokamıyoruz kaleye ama nasıl oluyorsa oluyor, hayatımda bir Türk takımının daha önce hiç görmediğim şekilde son 5 dakika baskı yemiyoruz, top falan saklıyoruz, faul alıyoruz, efsane rahat geçiyor maç ve nokta. Müthiş bir gurur müthiş bir heyecan. Allah hepsinden razı olsun, hava toplarına set çeken ve sonraları acaba Fatih Sultan Mehmet ile birlikte Otranto Seferi'ne çıksaydı bugün bir Avrupa olur muydu yoksa herkes birer ; 



Fesli Şınayder mi olurdu diye düşündüren açıklamasıyla Gökhan Zan, 80 civarı yukarıdan kopmaya başlayan buzların nedense hep çevresine düştüğü okunmuş Uruguaylı Muslera, vücut yerine bir tepsi baklavayla takılan AtıfŞeşu, o havada soğukkanlılığı -4532lere gelen Semih Kaya, bir pitbull'dan daha hırslı basan Melo, biraz aceleci davranıp duran topları hiç etse de kaptan Selçuk, maç sonrası herkes tribüne giderken, o diğer tarafa kar atmakla meşgul ruh hastası Eboue, sistemle birlikte kendini bulan kadife Riera, bokunda boncuk mu var satın bunu diye milletin gazladığı ama düşmanlarını öldüreceğimiz Altın Portakal, savruk koşularını dengelese bugün sadece Galatasaraylıları değil handikapçıları da sevindirecek Burak, Allahın bir lütfu olan Drogba, şu turdan çıkmamızı belki de 88de Juve'ye tıkadığı golle sağlayan Umut, forması terlemeyen Ceyhun, ve taktik denemelerin ustası atkıların hastası Mancini Hocam'dan başkandan ve oraya bir şekilde gelen herkesten bir kez daha Allah razı olsun. Yıllar sonra oradaydık diyebileceğimiz bir maç daha olduğu için de Allah'a şükürler olsun. Galatasaraylılık çok değişik bir duygu ve ne güzel ki sadece bize has. 

Maçtan sonra da bunca yıllık yoğurtçuyum böyle kase görmedim diyebileceğim bir sıkışıklıkta, ayaklarımız buzda dans ede ede (inanmayanlar için capsli)



1 saatte tost halinde ancak varabildik özgürlüğe. Birkaç resim paylaşıp kesiyorum artık ;











Bugün görüp de gözlerime inanamadığım bir haber sonrası bir sözle bitireyim ; 



"Hıncal Uluç'un bile beğenebildiği bir galibiyet ne kutlu bir galibiyettir, onu alan antrenör ne kutlu bir antrenördür."