26 Mart 2014 Çarşamba

Mancini İstifa!

Galatasaray öldü bitti yerlere düştü, kulüp karıştı. Şampiyonluk gitti. Beşiktaş'a helal olsun o kadroyla o imkanlarla toparladılar yarışa ortak oldular! (Galatasaray ile Beşiktaş arasında 1 puan var.)
3 hedef vardı, önce şampiyonlar ligi sonra şampiyonluk şimdi de Türkiye Kupası gitti! (Sadece 2-2 biten bir ilk maç var.)
3 senedir çok zor günler geçiren ve sabrederek tekrar düze çıkan (!?!) Fenerbahçe'li taraftarlar, Galatasaray taraftarına sabretmeleri gerektiğini, güzel günlerin tekrar geleceğini söylüyorlar! (Fenerbahçe Şikeden dolayı senelerdir Avrupa Kupaları'na alınmıyor, şampiyon olamamış, Galatasaray 2 senenin şampiyonu, 2 senedir şampiyonlar ligi'nde gruplardan çıkmış, dünya gündeminde tekrar kendine bir yer bulmuş durumda)
Fatih Terim döneminde inanılmaz oynuyordu, o olsa böyle olmazdı! (Geçen sene bu haftada Galatasaray 50 puandaydı, bu sene 6'sını Fatih Terim döneminde kaybedilmiş şekilde 49 puanı var.)



Yerliler ile yabancılar arasında sorunlar oldu. Fatih Terim baştayken Florya bayram yeri gibiydi! (Fatih Terim Sneijder transferi için, benim tercihim değildi ama takımda yer bakıyoruz işte dedi.)

Ya ben bunları o kadar çok çoğaltırım istesem de, aklı başında bir çok insanın bildiği şeyler olduğu için bir yerden sonra zırvaya dönüşeceğinden kurcalamak istemedim. 

Medyadaki, Türkiye'deki yaratılmaya çalışılan algı sağ olsun her gün meyvelerini veriyor işte. Bu kumpasa bir şekilde ortak olanların hepsi keyifle arkasına yaslanıp, gelecek güzel günlerin hayalini kurmaya devam edebilir. Galatasaray'a olmayan bir kaybedilmişliği, sanki ligin 10. sırasına demir atmış, her maç rakiplerinden 4-5 gol yiyor havasını, bu saatten sonra her şeyin bittiğini öyle bir yakıştırdılar ki, bir anda elde avuçta olan her şey sayelerinde hakikaten uçup gitme yoluna girdi. 

İyi gün taraftarı en çok Galatasaray'da var. İster kızın ister küfredin ama benim için artık ötesi yok. 2 senede dipten zirve yapmış bir takımın ilk başarısızlık kırıntılarında ateşe körükle gidip iyice sıvanmasına yol açan, açmayanların da savunmak adına tek bir isteği olmayıp, pembe dizi izlemeye devam ettiği bir kitle. 

Şimdi maç özelinde ;

- 3 ay sonra gidecek Burdisso'nun ilk 11'de ne işi vardı? Hadi aldın adamın döküldüğünü 60 dakika görmedin mi? 

-Sabri'nin kanadı koridor olmuşken nasıl 90 dakika sabrettin? 

-Haftalardır aylardır dökülen, mecali olmayan Selçuk İnan'ın sanki ikamesi yokmuş gibi hala ilk 11'de ne işi var? 

-Yedekte forvetin yokken 2 forvetle maça başlamak nasıl bir kafa? 

-Bir takım 20. saniyede Volkan Şen'den kafa golü yiyecek kadar nasıl konsantrasyondan uzak bir devre arası geçirir? 

-Oyunu 2-1'de tutabilmek adına Yekta'yı sahaya sürecek kadar kontrol isteğin varken, 89'da kalecinin el degajından nasıl kontradan gol yiyebilir? gibi soruları sorarsın, hakkındır, doğrudur, Mancini'nin bu tercihleri bana göre hep yanlıştır. Ancak ; tepkinin ortaya hala 3. sınıf dünya ülkesi vatandaşı gibi kelle istemekle mi konması gerekir? Senin, belki medya, belki şakşakçıların isteği, belki maşaslan grubunun gazıyla haftalardır yarattığın algıdan ötürü eli ayağına dolaşan oyuncuların, tüm bu olumsuz soruların haricinde sahada eline geçen fırsatları birer birer harcamasından sonra kısmet denen şeyin 90da tilt yaparak rakip oyuncunun önüne topu bırakmasının bir etkisi yok mudur? 




Yaşım dinazor çağında değil fakat yaşadığım müddetçe gördüğüm kadarıyla, tektir ile kötek ile kim yola gelmiştir ya da bu işin adı yola sokmaksa, ve muhattabın insan denen etten kemikten bir canlı varlıksa bu iş korku salıp salya saçarak mı yoksa moral verip sevgiyle yaklaşarak mı olur? Ya olayın özü spor, futbol, karnaval, dünyanın en zevk veren sosyal aktivitesiyse bunu küme düşerken takımını alkışlayan İngilizler gibi mi yoksa faşistliğe, ırkçılığa gark olmuş, antreman basıp oyuncu döven İtalyanlar gibi mi yapmak lazımdır? Bu ülkede bazı şeyler neden hep şiddet ya da dünyanın son aktivitesine büründürülmek zorunda bırakılır? 



O çok sevdiğiniz, adını haykırmak için arenada puan kaybını dört gözle beklediğiniz ve belki de bunun için 4-5 maçtır patır patır farklı alınan galibiyetlere içten içe üzüldüğünüz, şimdilerde kendini ülkesinden üstün gören, ayrıştırıcı, çirkin, dilinin ayarı kaçmış bir diktatör bozuntusunun ağlattığı bir adamın başkanlık yaptığı bir federasyonun teklif ettiği para ve makam için, onlara 1-2 ay evveline kadar posta koyup gider yaparken, el sıkışıp kader arkadaşlığı yapmayı seçen adam, evet sözde aslolan Galatasaray'dır diye atıp tutarken bunları yapıp da bu günlerin temeline kazmayı ilk vuran adam gelsin de kurtarsın o zaman bizi. 



Biz Mancini çok iyi işler yapıyor demiyoruz. Objektif olarak da her şeyin farkındayız bir şekilde, ama çok değil 1 ay öncesine kadar, tarihinde görülmemiş kadar elit ve huzur dolu bir ortam yakalamışken, bu günlerin tehlikesini gördüğümüz için, ve buna kastırılıp da başarı elde etmeye başlayan değişik fikirli insanların ellerini ovuşturmaya başlamalarını gördüğümüz için çok da üzülüyoruz. Bugün Mancini gider Denizli gelir, Ünal gider Mehmet gelir, hiçbiri benim babamın oğlu değil, ama şu halde Galatasaray'da görev yapıyorsa ve bunca pisliğin arasında, üslubunu hiç bozmadan bu işi bu yaşta yapmaya çalışıyorsa, yahu kardeşim insanın az biraz saygısı olur. Fanatiklikten gözün mü döndü, ulan en azından az önce saydığım adamlara el açıp da hala kıyaslanarak üzerine gidilmez. 

Neyse görülen o ki, bu saatten sonra yine ne dersek ne olursa boş, herkesin kendine göre bir doğrusu, çok bildiği futbol standardı, belki de çok sevdiği bir Galatasaray efsanesi var. Buyursunlar herkes istediği gibi davransın, eleştirsin, küfür etsin, ıslıklasın, hakaretler yağdırsın. Ama herkes istediği gibi davranacaksa, kusura bakmayın ben de elbette istediğim gibi davranırım. Zaten safi kaostan beslenen, kendini bulutların üzerinde görüp de aslında ne kadar vasat bir çizgide bulunduğunun farkında olmayan, dik duruşun, asil davranabilmenin, her şeyin salt başarı olmadığının, esasında sevginin rekabette ve arma aşkında olduğunu kavrayabilmenin neredeyse imkansız olduğu bu ülkede bunları yapabilmek ya da bu şekilde davranabilmek, tüm bu güruhun arasında kaynayıp gidecekken biz yine de öyle davranmayı seçelim. Tesis basarak, oyuncu tartaklayarak, küfür ederek bazı şeylerin düzeleceğini düşünen arkadaşlarım da buyurun meydanlar sizin, günah işleme özgürlüğünüzün de size vermiş olduğu kuvvetle istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Bu şekilde bizleri aydınlığa, hem de 2 senedir en aydınlık yerdeyken, alt tarafı bir sene tökezler gibi olduğumuz bir karanlıktan aydınlığa taşıyacaksanız da ne ala..

3 Mart 2014 Pazartesi

Rizespor-GALATASARAY

-Abi Galatasaray ne yapar bu hafta?

+Deplasmanda mı?

-Evet.

+Yaz baba "0" yaz.


Ligin 23. haftası geride kaldı, 12 deplasman maçında alınan galibiyet sayısı > "3". Bunlardan da ikisi altta aldım verdim oynayan Kayseri tayfası. İkinci yarıya 9 puan geride başlamışsın, önünde kapatman gereken böylesine uzun bir ara varken deplasmanda oynadığın 3 maçta alınan 3 beraberlik var. Farkı böyle toto takımı havasında kapatacağını sanıyorsa bizim çocuklar saygı duyarım.

Maçtan evvel düşündüğümüz kadrodan sadece 1 farklı isim vardı ; Hajrovic yerine Umut Bulut. Ama bu tek fark, öylesine büyük bir hataydı ki her şeyi berbat etmeye yetti. Mart ayına kadar, kupadaki Elazığ maçı dahil neredeyse her maç sömürür gibi oynatmışsın Drogba'yı da ligin sonu gelirken ve çok kritik bir deplasmana giderken dinlendirecek lüksü kendinde buluyorsun. Maşallah bu kararı alan arkadaş 75 kiloysa 65'i taşşşak herhalde. Yine de akabinde vereceğin karara göre eyvallah edebiliriz. Ama gel gör ki sen ne yapıyorsun? Hepi topu 2 forvetle gittiğin deplasmana (Berk falan diyecek olursa yazının geri kalanını okumasına lüzum yok) 2'sini de 11 çıkartıyorsun. Hele birini de uzay boşluğunda daha verimli oynayacağı garantiyken sağ açık başlatarak alacağın verimi minimuma çekerek heba ederek çıkartıyorsun. E aga adama sormazlar mı, oyuna müdahale etmek istediğinde kenardan kimi bulacaksın diye. Eğer sen sadece 2 forvet alıyorsan kafileye, 2sini de 11'de başlatırsan topuğuna sıkarsın, sonra da böyle yokları oynayan Umut'a 90 dakika sabretmek zorunda kalırsın el mahkum. Öyle ya, kenarda 1 tane bile adam yok ikame edeceğin. Böyle bir hatayı nasıl yapabildi Mancini bilmiyorum ama, oyuna müdahalelerinden evvel ve çok daha büyük bir hataydı bu tercih.

Rize'ye bakıyorum, 17.sırada herhangi bir sistem üzerinden oynamıyor, ileride 4-5 yetenekli sayılabilecek adamları var, gününde olursalar ne ala. Kim bu adamlar peki? 

Sylvestre, Lua Lua, Kweuke, Tevfik Köse, Sercan Kaya, Abdi falan filan. 

Alalım Abdi'yi kenara, diğerleri oynadı mı bizim maçta? Yani Rize'nin sınırlı tek gücünü oluşturan adamların %80'inin olmadığı bir kadroya karşı, golü bulana kadar topu tutamışsın, hücum organizasyonu bir elin parmağını değil, orta parmağını bile zar zor yakalamış, şut neredeyse atmamışsın, yetmemiş, irili ufaklı da olsa 2-3 tane baya baya pozisyon vermişsin. Hani arkadaş inanılmaz bir şey yahu.. Bu kadar vasat bir rakibe karşı böyle bir iştahla oynayacaksa, herhangi bir başka deplasmanda umutlu olanın aklından şüphe ederim ben artık.

Selçuk İnan'ın hala şu takımın 11'inde yer bulabiliyor olması, hele de çer çöp ya da değil, öyle böyle devre arasında orta sahaya bu kadar alternatif yığmışken ve sakatlar aşağı yukarı dönmüşken hala da kaptan olarak sahaya çıkıyor olması ağır adaletsizlik. Geçen senenin ortasından beri, birçokları 2 sene evveline kadar yaptıklarına hürmeten hala taparken, bu adam kötü, bu adamın kafası maçta değil, bu adam çok ağırlaştı diyorduk da Hasan Mezarcı sağ olsun kimseyi inandıramıyorduk. Umuyorum ki artık onlarda farkındadır durumun. Selçuk resmen acınacak halde. O kadar güçsüz ki, 2 metre arkasındaki adam bile 10 metre içerisinde onu yakalayabiliyor, o kadar kafası maçta değil ki, pas aldığı zaman etrafına ilk kez bakıp kime nereye oynayacağını bile bilmiyor, o kadar ürkek ki, topu aldığında yapabildiği tek şey, kıçını ya da ayağını rakibe yaslayıp bir ucuz faul alıp pozisyondan sıyrılmak, o kadar kompleksli ki, tek vasfı haline gelen duran toplarını paylaştığı adamların sayısı artınca onlara pas bile vermekten imtina eder halde. Daha sayarım da sayarım ama Allah rızası için artık şu adamın vazgeçilmez olmadığını kendisine bir hissettirin. Böyle devam edecekse yatıp kalkıp günde 10 vakit yabancı sınırı için şükür namazı kılması gerektiğini de anlatın. Hani ayıptır.

Eğer sen hücum oynamak isteyen, maçı kazanmak isteyen bir takımsan ve sağ açık pozisyonundaki adamın bireysel becerileri yüksek, adam geçen, orta açabilen bir adam da değilse, Veysel Sarı senin sağ bekin olamaz. Olmamalı. Savunma yönüne, dengeli futboluna falan denecek tek şey yok ancak oldukça temposuz. Sen sağ açık'ta Umut'u tercihliyorsan arkasında Dani Alves olsa durumu ancak kurtarır. Şunu görmeleri lazım.

Sneijder mesela, zincirini kırıp geriye gelip top aldığı, biraz daha ortaya yöneldiği vakitlerde, Telles'e ya da terse ya da Burak'a mükemmel paslar hazırladı. Ama sen bu adamı ısrarla ve inatla sola yaslayarak oynatıyorsan, kendi ayağına sıkıyorsun demektir. Ve bunu da bir değil iki değil birçok maçta yapıyorsan, ya düşündüğün şeyler çok farklıdır ya da oyuncuların potansiyellerinin farkında değilsindir. Futbol zor bir oyun değil, en ufak tecrübesi olmayan kahvedeki adamın bile iyi kötü fikir üretebildiği bir nane sonuçta. Onun için mevkisi neyse adamın, oraya koyarak başlayabilirsin işe en basitinden. Korkuyorum, Sneijder gibi inanılmaz bir yetenek,bugüne kadar Türkiye'nin bu şartlarda görmediği bir top-class adam yapacağınız işi seveyim ben gidiyorum diyebileceği için. Başlarda dedik, Umut'u 11 başlattığından ötürü elini kolunu kendi bağladı diye. Sırf o saçma tercih yüzünden oyundan tek top tutabilecek adamımız olan bu arkadaşı çıkardı. Sonra ne oldu? Toplu oyunda Baki Mercimek'ten hallice olan Umut aldı, geçirebilse, hani o pozisyondan evvel kaçan ve açıklamasını yapamadığım 2 tane %99,9luk pozisyondan sonra emin de değilim ama, muhtemelen gol bulabileceğimiz bir pozisyon, sırf Umut'un kazmalığı yüzünden bir anda Rize'ye döndü, Semih uyanmadı, Muslera son birkaç maçta ve birkaç deplasmanda olduğu gibi yine pozisyonun gidişini sezmeden adama çıktı, ve biz belki de 2. golü atabilecekken, kendi işgüzarlığımızla, Rize gibi bir takımdan 85. dakikada kontrataktan saçma sapan bir penaltı yedik. Her ne olursa olsun, hücum olarak bu kadar kısır işler yapabildiğin bir takım yaratmışken, sen Rize'den hele de skor sendeyken 85'te kontra yiyemezsin. Yememelisin. Bu her şeyden evvel kendi sistemine ihanettir. 

Kaçan gollere ya da başka saçma işlere diyebileceğim tek bir açıklama yok, müthiş bir laubalilik örneği. Ancak Rize golden sonra o kadar düşmüştü ki oyundan, biz her türlü akıl almaz işi yapıp skoru 2'ye taşıyamayacak bile olsak, dönen bütün toplar bizde kaldığından ve aksiyon yemediğimizden galibiyete o kadar inanmıştım ki, o penaltı pozisyonu tam da o inanç hasıl olduktan sonra gelince insanın kendini ve sinirlerini de kontrol etmesi çok mümkün olmuyor. Baskı yesek, topu onlara versek eyvallah da bırak gol atmayı, iki pas bile yapacak konsantrede olmayan Rize'den bu şekilde bir gol yemek felaket sinir bozucu. Ve öyle bir his yaratıyor ki, hani böyle çok inanırsın, ama öyle bir şey olur ki biteceğini anlarsın, öyle boş boş bakarsın karşındaki kişiye ve biter. Tam da böyle bir şey. Umarım yanılan biz oluruz, ben olurum ama maalesef o hissi dün fazlasıyla yaşamış olduk. 

Mancini, ufak ama çok büyük bir hata olan Umut tercihinden başka, maçta dökülen ve sarı kartı elinde olan Selçuk'a 90 dakika sabredip, Sneijder'i Sabri'ye tercihlerken, 91 olduktan sonra Emre ve Izzet'i oyuna alırken, oyuncu değişikliklerini bu kadar bekletirken ve kadroda 4 tane kaleci varken, 3ünü toplasan 1,5 adam etmeyecek 3 forvetle yola devam ederken hala gidip yabancı kontenjanını, oynamayacağı belli Almaguer vol2 Burdisso'yu eldeki 7-8 defans alternatifine rağmen harcarken hangi kafadaydı bilemiyorum ama nasıl ki geldiğinden beri takımı bir şekilde 3 kulvarın içinde tutarken, hele ki o kulvarların birinde Real Madrid, Juventus, Chelsea gibi takımlar varken tutarken, böyle karışık bir enkazı parçalanmadan götürebilirken övdük, bunları da söylemezsek kendimize ayıp etmiş oluruz. Bu 2 puanı, altıpastan gol kaçıran Umut ve Sneijder, olmayacak bir penaltı yaptıran Muslera, orta sahada ayakta duramayan Selçuk'a rağmen ben maalesef Mancini'ye daha çok yazmak istiyorum. Müthiş hayal kırıklığı oldu. 

Biz bu kadar kötü işler yaparken hakem ne yaptı derseniz? Maçın genelinde oldukça iyi yönetti belki, belki Melo adama kıç dayayıp sonra da itince kendini atınca yemedi ama bir adet penaltı pozisyonunu atladı. Bir de belki de penaltıdan daha çok sinirlendiğim bence maçtaki en büyük hatası, ikinci yarıya +4 vermişken ve anası belli olmayan bir tek hücrelinin attığı çakmak çakı artık her neyse yüzünden 1 dakika yerde kalan kaynayan Burak'ın pozisyonu sonrası atağa kalkarken, 93:55'te alel acele maçı bitirmesi. Karşı yaka, bir hata kendilerine yapılıyor havası yaratıp, ilkokul seviyesinde yürüyüş, açıklama ve slayt gösterileri hazırlarken, biz hiçbir zaman kendi basiretsizliğimizin önüne geçirmeyecek olsak da, bu şekilde işler olunca da insan üzülmüyor değil. 

Burak'a sonuna kadar katılıyorum, Türkiye tarihinin en çirkef ve en pislik adamlarının kol gezdiği bir ortamda, bir kurban da sen yarat kampanyasında Melo ile birlikte Galatasaray adına seçilen bir adam Burak. Kimsenin gazladığı kadar ne kendini her maç Emenike gibi yere atan, ne Ramon Motta gibi dirsek atan, ne Emre Beleşoğlu gibi küfür eden bir adam değil Burak. Evet bunları yaptığı zamanlar oldu ama her normal futbolcu gibi yaptı o kadar. Az evvel saydığım adamlar gibi bunu alışkanlık haline getirip her maç, her maçın içinde birçok defa hiçbir zaman yapmadı Burak. Ve sırf bu çocuğu, bir örnek yaratmak için yem edenler kına yakmışlardır dün o cisim yüzüne gelince. Onu atanın Allah belasını versin diyeceğim de, bizim memlekette beddualar yerini pek bulmuyor, adaletsizlik de hak getire olduğu için bir şeye yaramayacağını bildiğim için demiyorum. Geçmiş olsun Burak.



Niye bu kadar uzun yazdım derseniz, hakikaten felaket bir eşik olduğu için, bu eşiği ve akabindeki Akhisar'ı atlayıp farkı 1'e çeksek, Fenerbahçe'nin o psikolojiyle Trabzon'dan çıkamayacağını düşündüğüm için, öyle ya da böyle bu eşiği tam atlamak üzereyken, olan tüm laubali işlerden sonra inancın tam geldiği anda atlayamadığımız, belki de duymak hiç istemediğim o hissi yaşadığım için yazdım. Bir kez daha söyleyelim umarım yanılan biz oluruz. 

Şimdi tüm bu duygusal yoğunluğu bir kenara bırakıp, rasyonel veriler üzerinden son bir çıkarım yapalım ; Akhisar'ı içeride yendiğimizde fark 3'e inecek. Fenerbahçe'nin Trabzon'a kaybettiği anda, tüm bu infial işlerin olduğu sezonda yine yeni yeniden ipler elimize geçecek. Ondan sonra Fenerbahçe'yi 2 farkla yenebildikten sonra bizde olur her şey. Hani o kadar kötü tablonun üzerine hala bir şeylere bu kadar yakın olabilmek de oldukça ilginç. Umarım herkes aklını başına alır da sonunda sevinmesek bile en azından gururlanacağımız bir tablo görürüz. 

Oyunculara karşı belki güveniniz ve inancınız kırılmış olabilir ama Galatasaray'a karşı olan inancınız da hiçbir zaman bitmesin. Herkese iyi haftalar.