Galatasaray öldü bitti yerlere düştü, kulüp karıştı. Şampiyonluk gitti. Beşiktaş'a helal olsun o kadroyla o imkanlarla toparladılar yarışa ortak oldular! (Galatasaray ile Beşiktaş arasında 1 puan var.)
3 hedef vardı, önce şampiyonlar ligi sonra şampiyonluk şimdi de Türkiye Kupası gitti! (Sadece 2-2 biten bir ilk maç var.)
3 senedir çok zor günler geçiren ve sabrederek tekrar düze çıkan (!?!) Fenerbahçe'li taraftarlar, Galatasaray taraftarına sabretmeleri gerektiğini, güzel günlerin tekrar geleceğini söylüyorlar! (Fenerbahçe Şikeden dolayı senelerdir Avrupa Kupaları'na alınmıyor, şampiyon olamamış, Galatasaray 2 senenin şampiyonu, 2 senedir şampiyonlar ligi'nde gruplardan çıkmış, dünya gündeminde tekrar kendine bir yer bulmuş durumda)
Fatih Terim döneminde inanılmaz oynuyordu, o olsa böyle olmazdı! (Geçen sene bu haftada Galatasaray 50 puandaydı, bu sene 6'sını Fatih Terim döneminde kaybedilmiş şekilde 49 puanı var.)
Yerliler ile yabancılar arasında sorunlar oldu. Fatih Terim baştayken Florya bayram yeri gibiydi! (Fatih Terim Sneijder transferi için, benim tercihim değildi ama takımda yer bakıyoruz işte dedi.)
Ya ben bunları o kadar çok çoğaltırım istesem de, aklı başında bir çok insanın bildiği şeyler olduğu için bir yerden sonra zırvaya dönüşeceğinden kurcalamak istemedim.
Medyadaki, Türkiye'deki yaratılmaya çalışılan algı sağ olsun her gün meyvelerini veriyor işte. Bu kumpasa bir şekilde ortak olanların hepsi keyifle arkasına yaslanıp, gelecek güzel günlerin hayalini kurmaya devam edebilir. Galatasaray'a olmayan bir kaybedilmişliği, sanki ligin 10. sırasına demir atmış, her maç rakiplerinden 4-5 gol yiyor havasını, bu saatten sonra her şeyin bittiğini öyle bir yakıştırdılar ki, bir anda elde avuçta olan her şey sayelerinde hakikaten uçup gitme yoluna girdi.
İyi gün taraftarı en çok Galatasaray'da var. İster kızın ister küfredin ama benim için artık ötesi yok. 2 senede dipten zirve yapmış bir takımın ilk başarısızlık kırıntılarında ateşe körükle gidip iyice sıvanmasına yol açan, açmayanların da savunmak adına tek bir isteği olmayıp, pembe dizi izlemeye devam ettiği bir kitle.
Şimdi maç özelinde ;
- 3 ay sonra gidecek Burdisso'nun ilk 11'de ne işi vardı? Hadi aldın adamın döküldüğünü 60 dakika görmedin mi?
-Sabri'nin kanadı koridor olmuşken nasıl 90 dakika sabrettin?
-Haftalardır aylardır dökülen, mecali olmayan Selçuk İnan'ın sanki ikamesi yokmuş gibi hala ilk 11'de ne işi var?
-Yedekte forvetin yokken 2 forvetle maça başlamak nasıl bir kafa?
-Bir takım 20. saniyede Volkan Şen'den kafa golü yiyecek kadar nasıl konsantrasyondan uzak bir devre arası geçirir?
-Oyunu 2-1'de tutabilmek adına Yekta'yı sahaya sürecek kadar kontrol isteğin varken, 89'da kalecinin el degajından nasıl kontradan gol yiyebilir? gibi soruları sorarsın, hakkındır, doğrudur, Mancini'nin bu tercihleri bana göre hep yanlıştır. Ancak ; tepkinin ortaya hala 3. sınıf dünya ülkesi vatandaşı gibi kelle istemekle mi konması gerekir? Senin, belki medya, belki şakşakçıların isteği, belki maşaslan grubunun gazıyla haftalardır yarattığın algıdan ötürü eli ayağına dolaşan oyuncuların, tüm bu olumsuz soruların haricinde sahada eline geçen fırsatları birer birer harcamasından sonra kısmet denen şeyin 90da tilt yaparak rakip oyuncunun önüne topu bırakmasının bir etkisi yok mudur?
Yaşım dinazor çağında değil fakat yaşadığım müddetçe gördüğüm kadarıyla, tektir ile kötek ile kim yola gelmiştir ya da bu işin adı yola sokmaksa, ve muhattabın insan denen etten kemikten bir canlı varlıksa bu iş korku salıp salya saçarak mı yoksa moral verip sevgiyle yaklaşarak mı olur? Ya olayın özü spor, futbol, karnaval, dünyanın en zevk veren sosyal aktivitesiyse bunu küme düşerken takımını alkışlayan İngilizler gibi mi yoksa faşistliğe, ırkçılığa gark olmuş, antreman basıp oyuncu döven İtalyanlar gibi mi yapmak lazımdır? Bu ülkede bazı şeyler neden hep şiddet ya da dünyanın son aktivitesine büründürülmek zorunda bırakılır?
O çok sevdiğiniz, adını haykırmak için arenada puan kaybını dört gözle beklediğiniz ve belki de bunun için 4-5 maçtır patır patır farklı alınan galibiyetlere içten içe üzüldüğünüz, şimdilerde kendini ülkesinden üstün gören, ayrıştırıcı, çirkin, dilinin ayarı kaçmış bir diktatör bozuntusunun ağlattığı bir adamın başkanlık yaptığı bir federasyonun teklif ettiği para ve makam için, onlara 1-2 ay evveline kadar posta koyup gider yaparken, el sıkışıp kader arkadaşlığı yapmayı seçen adam, evet sözde aslolan Galatasaray'dır diye atıp tutarken bunları yapıp da bu günlerin temeline kazmayı ilk vuran adam gelsin de kurtarsın o zaman bizi.
Biz Mancini çok iyi işler yapıyor demiyoruz. Objektif olarak da her şeyin farkındayız bir şekilde, ama çok değil 1 ay öncesine kadar, tarihinde görülmemiş kadar elit ve huzur dolu bir ortam yakalamışken, bu günlerin tehlikesini gördüğümüz için, ve buna kastırılıp da başarı elde etmeye başlayan değişik fikirli insanların ellerini ovuşturmaya başlamalarını gördüğümüz için çok da üzülüyoruz. Bugün Mancini gider Denizli gelir, Ünal gider Mehmet gelir, hiçbiri benim babamın oğlu değil, ama şu halde Galatasaray'da görev yapıyorsa ve bunca pisliğin arasında, üslubunu hiç bozmadan bu işi bu yaşta yapmaya çalışıyorsa, yahu kardeşim insanın az biraz saygısı olur. Fanatiklikten gözün mü döndü, ulan en azından az önce saydığım adamlara el açıp da hala kıyaslanarak üzerine gidilmez.
Neyse görülen o ki, bu saatten sonra yine ne dersek ne olursa boş, herkesin kendine göre bir doğrusu, çok bildiği futbol standardı, belki de çok sevdiği bir Galatasaray efsanesi var. Buyursunlar herkes istediği gibi davransın, eleştirsin, küfür etsin, ıslıklasın, hakaretler yağdırsın. Ama herkes istediği gibi davranacaksa, kusura bakmayın ben de elbette istediğim gibi davranırım. Zaten safi kaostan beslenen, kendini bulutların üzerinde görüp de aslında ne kadar vasat bir çizgide bulunduğunun farkında olmayan, dik duruşun, asil davranabilmenin, her şeyin salt başarı olmadığının, esasında sevginin rekabette ve arma aşkında olduğunu kavrayabilmenin neredeyse imkansız olduğu bu ülkede bunları yapabilmek ya da bu şekilde davranabilmek, tüm bu güruhun arasında kaynayıp gidecekken biz yine de öyle davranmayı seçelim. Tesis basarak, oyuncu tartaklayarak, küfür ederek bazı şeylerin düzeleceğini düşünen arkadaşlarım da buyurun meydanlar sizin, günah işleme özgürlüğünüzün de size vermiş olduğu kuvvetle istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Bu şekilde bizleri aydınlığa, hem de 2 senedir en aydınlık yerdeyken, alt tarafı bir sene tökezler gibi olduğumuz bir karanlıktan aydınlığa taşıyacaksanız da ne ala..







